Diyalog; Markalaşmış ve  ismi İstanbul ili ve Türkiye çapında tanınan ekol olmuş bir kuruluştur
 

Diyalog; engelli çocuk sahibi olan tüm anne ve babaların; anlaşıldıklarını,sıkıntılarının farkedildiği, çaresizliklerinin, çareye; ümitsizliklerinin, ümide; gelecek korkularının, iyimserliğe dönüştüğü her yönüyle SİZE AİT OLAN KENDİNİZİ BULABİLECEĞİNİZ bir kurumun adıdır.

 
 
 
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ÖZEL EĞİTİMDE ERKEN EĞİTİMİN ÖNEMİ

         Değerli Ailelerimiz,

         Erken eğitim çocuklarımız için büyük bir önem arz eder. Okul öncesi yıllar çocuğumuzun gelişimi açısından kritik bir döneme rastlamaktadır. Çocuğun gelişimi bu dönemde çok hızlıdır. Arkadaş çevresinden, okul öncesi eğitim kurumlarından ve siz anne ve babalardan bir çok beceriyi bu dönemde kazanır.

Bundan dolayı özürlü olan veya özürlü olma riski olan çocuklar ilköğretim çağına gelene kadar evde tutulmakta, anne ve babalar ellerinden geldiği kadar iyi baksalar da çocukların ihtiyaçlarını tam anlamıyla karşılayamamaktadırlar. Dolayısıyla çocukların okul çağına kadar gelişmesi beklenmektedir.Çocukların okul çağına geldiği zaman yetersizlikleri belirginleşmekte ve akranlarıyla olan fark burada ortaya çıkmaktadır. 

Böyle bir sıkıntı yaşamamak için çocukların okula hazır olmasını beklemek yerine, onları okula hazır hale getirebilmek için bebeklik ve çocukluk yıllarında erken eğitim programı uygulamak ihtiyaçlarımızı karşılamak için yeterli olacaktır.

 

                                                                                           Mehmet AKKOYUN

 

   
 

MENTAL RETARDASYON (ZEKA GERİLİĞİ)

 Tanım

Genel zeka düzeyinin yaşıtlarıyla kıyaslandığında ortalamanın belirgin düzeyde altında bulunmasıdır (Bireysel olarak uygulanan IQ testinde yaklaşık 70 ya da altında bir IQ’nun bulunması durumu). Bu çocuklar içinde yaşadıkları ortamın kendilerinden beklediği davranış özelliklerini göstermekte zorluk çekerler. Zeka geriliği tanısının konulabilmesi için belirtilerin 18 yaşından önce ortaya çıkması gerekir.

  Nedenleri

Zeka geriliği, doğum öncesinde görülen bazı metabolik (fenilketonuri)  ve genetik (down sendromu) bozuklukların etkisiyle oluşabileceği gibi gebelik ve doğum esnasında bazı faktörler sonucunda da oluşabilir. Bunlar arasında hamilelikte yanlış ilaç kullanımı, bebeğin anne karnında geçirdiği enfeksiyon hastalıkları, bebeğin oksijensiz kalması, hamileyken alkol ve madde kullanımı, erken doğum, doğum sonrası kafa travması sayılabilir. 

 Zeka Geriliğinin Derecelendirilmesi

  • Sınır zeka: Bu çocuklarda motor, dil, sosyal gelişim alanlarında temel bir gerilik görülmemekle beraber öğrenme ve hafızada belirgin güçlükler yaşarlar. Okul çağına kadar fark edilmeyebilir. Zira bu çocukların asıl zorlandıkları alan akademik alandır. Bir çok çocuk özel eğitimle okuma yazmayı öğrenebilmekte ve bir kısmı da ortaokul ve liseye kadar devam edebilmektedir. Yalnız okul  başarıları düşüktür ve bu yüzden okula karşı isteksiz oldukları görülür.
  • Hafif derecede zeka geriliği: Hafif derecede zeka geriliği olan kişiler, gelişim alanlarında yaşıtlarından daha geride olsalar da tuvalet alışkanlığı edinme, yürüme, konuşma gibi temel davranışları zamanla kazanabilmelerine rağmen genellikle geç öğrenirler ve öğrendiklerini çabuk unuturlar. Hafıza ve dikkatleri zayıftır.Bu nedenle öğrendiklerini sürekli tekrar etmeleri gerekir.
  • Orta derecede zeka geriliği: Kavrama ve dili kullanımda belirgin bir gerilik söz konusudur. Bu tanı sınıfındaki çocuklar sadece basit cümle kurabilirler ve kelime hazineleri dardır. Özbakımda ve motor becerilerde de geri kalmışlardır. Yalnız birçoğu özel eğitimle temizlik, tuvalet alışkanlığı, beslenme gibi temel becerileri kazanabilirler. Tam bağımsız bir yetişkin yaşamı sürdürememelerine rağmen denetim altında bazı pratik işleri yapabilir, fazla beceri istemeyen bazı işlerde çalışabilirler.
  • Ağır zeka geriliği: Bu gruptaki çocuklar genelde başkalarını himayesinde yaşamlarını sürdürebilir ve sınırlı bazı becerileri kazanabilirler ( tuvalet, beslenme, temizlik). Ancak birkaç kelime konuşabilirler ve zeka düzeyleri çoğunlukla iki yaşın altındadır.

 Eğitim

Mental retardasyonu olan çocukların eğitiminde dikkat edilmesi gereken nokta aile, eğitimci ve doktorun katılımıyla çocuğun, kapasite, beceri ve kavrayışına göre etkin bir program hazırlamak ve hazırlanan bu programın belirli aşamalar doğrultusunda çocuğa uygulanmasıdır.  Kurumumuzda uygulanan eğitim programı da bu özellikleri dikkate alarak oluşturulmaktadır. Örneğin motor (hareket) alanda geriliği olan çocuklara fizyoterapi uygulanırken, bilişsel alanda çocuğun kapasitesine göre kavram eğitimi ve akademik düzeyde eğitim verilmektedir. Aynı şekilde psikososyal retardasyona sahip çocuklar uzman psikologların uyguladığı çeşitli davranış değiştirme tekniklerinden yararlanmaktadır.

ZİHİNSEL ENGELLİLİK

Zihinsel Engelli Çocuklar zeka düzeyleri esas alınarak aşağıdaki şekilde sınıflandırılmaktadır.

  1. Hafif Düzeyde Zihinsel Engelliler: Hafif Düzeyde Zihinsel Engelli olan çocuklar, temel okuma yazma ile sayma becerilerini akranlarına göre daha yavaş, geç ve güç öğrenebilmektedirler.Ancak normale yakın zekaya sahip olduklarından akademik (okuma,yazma hesap vb.) becerilerin eğitimi verilebilir.Yaşıtlarına göre daha geç ve  yavaş öğrenebilseler de pek çok şey öğrenebilirler.  
  1. Orta Düzeyde Zihinsel Engelliler:Orta Düzeyde Zihinsel Engelli olan çocuklarda ise gecikmeli bir konuşma ve dil gelişimi, sosyal ve duygusal gelişimlerinde yetersizlik ile temel okuma-yazma ve sayma becerilerinde daha belirgin bir gecikme durumu gözlenmektedir.Kısaca akademik becerileri kazanmakta zorluklar yaşarlar.Öncelikli olarak; öz bakım ve günlük hayatlarını sürdürebilmelerine yönelik eğitim verilmesi gerekmektedir.
  1. Ağır Düzeyde Zihinsel Engelliler: Ağır Düzeyde Zihinsel Engelli çocuklarda ise; ciddi biçimde konuşma ve dil gelişiminde güçlükler; sosyal,duygusal veya davranış problemleri ile temel öz bakım becerilerini öğrenme konusunda belirgin yetersizlikler ve gecikmeler söz konusu olmaktadır.Uyum ve davranış sorunları da gözlenebilmektedir.
  1. Klinik Bakım Gerektirenler: Klinik bakıma ihtiyaç duyacak düzeydeki engelli bir çocukta, ciddi biçimde zihinsel engellilik durumu ile birden fazla yetersizlik gözlenmektedir.Bu nedenle de böyle bir çocuğun doğrudan eğitim-öğretim kurumundan yararlanması mümkün olmamaktadır.

 

OTİZM 

Tanım

Otizm, genelde yaşamın ilk üç yılında ortaya çıkan, duygusal ve sosyal ilişkilerde zorlanma, dilin gelişiminde gecikme ve problemler, kısıtlı ilgi alanı ve tekrarlayıcı (stereotipik) hareketlerle kendini belli eden bir gelişimsel bozukluktur.

Belirtileri

Amerikan Psikiyatri Birliği’nin (DSM 4) değerlendirmesine göre;

  • Vücut dilini kullanma gibi iletişim amaçlı, sözel olmayan davranışta belirgin bozulma
  • Yaşıtlarıyla uygun ilişki geliştirememe
  • Sosyal ilişki kurmada isteksizlik
  • Uygun duygusal tepki vermede zorlanma
  • Dil gelişiminde gecikme ya da hiç konuşmama
  • Konuşması yeterli olanlarda ise karşı tarafla sözel iletişim kurmada güçlük
  • Basmakalıp, tekrarlayıcı ya da özel bir dil kullanma
  • Taklitlere dayalı oyunları kendiliğinden oynayamama
  • Tekrar edici (stereotipik) davranış özellikleri gösterme (el çırpma, sallanma, zıplama gibi karmaşık vücut hareketleri)

Ayrıca otistik çocuklarda aşağıdaki davranış özellikleri yaygın biçimde görülebilir;

  • Göz kontağı kurmada güçlük
  • Yüksek sese aşırı tepki verme
  • A tipik beslenme özellikleri (katı yiyecekleri yememe, sadece ezilmiş ya da püre halindeki gıdaları yeme)
  • Günlük hayattaki değişimlere tepki gösterme (evdeki eşyaların yerlerinin değişimine veya markete farklı yoldan gitmeye tepki gösterme)
  • Yakın fizikse temastan hoşlanmama
  • Ekolali (söylenen sözleri kelime kelime ve vurgusuyla beraber tekrarlama)
  • Anlamsız gülme ya da ağlama
  • Cansız nesnelere (parlak veya belirgin şekillere) insanlarda daha fazla ilgi gösterme
  • Kurgusal oyun oynamada güçlük (evcilik-doktorculuk oynama)
  • Fobilerin bulunması
  • Hafıza, müzik ve okuma gibi sınırlı alanlarda yetenekli olma
  • Davranış problemleri; öfke nöbetleri; el ısırma, kafasını duvara vurma gibi kendine zarar verici hareketlerin bulunması
  • Büyük çoğunluğunda ayrıca zeka problemlerinin bulunması

 Nedenleri 

Otizmin belirli bir nedeni şimdiye kadar saptanamamıştır. Yaygın kanı, otizmin genetik, çevresel ve kimyasal bir dizi etkenin ortak etkileşimi sonucunda ortaya çıkmasıdır. Bununla beraber bazı genetik anormallikler (fragil x sendromu), kurşun zehirlenmesi ve virüsler gibi çevresel faktörlerin etkisi, çeşitli nedenler sonucu oluşan beyin hasarının (ansefalit) otizme neden olabildiği bilinmektedir. Günümüzde yaygın olan görüş, otizmin biyolojik kaynaklı olduğu ve etiolojik açıdan psikolojik kaynaklardan etkilenmediğidir. Otizmin kız çocuklardan ziyade erkek çocuklarda daha sık görülmesi (kız çocuklarına oranla 4 kat daha fazla risk taşıma) otizmin genetik temelli olabileceği savını desteklemektedir.

Eğitim 

Otistik tanısı altında sınıflandırılan çocuklar otizmle ilgili temel belirtileri göstermelerine rağmen, her birinin yapısı ve gelişimi farklı özellikler göstermektedir. Bu yüzden eğitime başlanmadan önce  dikkatli bir gözlem ve değerlendirmede bulunulmalı ve çocuğun dikkat süresi, bilişsel kapasitesi, hafıza durumu, el becerilerine ve ilgisine uygun aktiviteler seçilmelidir.

Kurumumuzda çocuğun düzeyi dikkati alınarak oluşturulan eğitim programları arasında, iletişimi ve dili kullanmaya yönelik çalışmalar ile kavram eğitimi ağırlıklı olarak yer almaktadır. Buna göre basitten karmaşığa doğru bir yol izlenerek genel başlıkları altında aşağıdaki çalışmalar yapılmaktadır

 

          İletişim ve Dil Etkinlikleri

                     Kavram Etkinlikleri

1.Göz kontağını geliştirme

1. Nesneleri tanıma

2. Nesne sürekliliğini sağlama

2. Renkleri tanıma

3. Dikkati artırıcı faaliyetler    

3. Şekilleri tanıma

4. Nefes egzersizleri

4. Zamir kullanma

5. Ağız hareketleri

 

6. Taklit etme ve sıra alma

 

7. Dinleme becerisi

 

8. Sembolik oyun oynama

 

9. Anlama becerisi kazanma

 

 

ASPERGER SENDROMU 

Otistik Psikopati adıyla da bilinen Asperger Sendromu Çocukluğun Yaygın Gelişimsel Bozukluğu (PDD) adıyla tanımlanan bozukluklardan biridir (DSM 4). Genel belirtileri; sosyal etkileşimde önemli derecede bozukluk, tekrar edici davranış özelliklerinin bulunması, ilgi ve hareketlerinin sınırlı olmasıdır. Bu özellikler; sosyal, mesleki ve diğer birçok alanda işlevsel bozukluklarla sonuçlanır.

Otizmin aksine dil ve bilişsel gelişimde önemli ölçüde bir gerilik gözlenmez.

Yaygınlığı toplum içinde sınırlı olmakla beraber erkek çocuklarda görülme sıklığı daha fazladır.

Ortaya çıkışı otizmin görüldüğü dönemden daha sonradır yada daha geç tespit edilir. Daha çok 5 ile 9 yaş arasında teşhis konulur. Motor gelişimde gecikmeler, davranışlarda hantallık ve sosyal etkileşim sorunlarının yanında görülen problemlerdir. Asperger sendromlu yetişkinlerde empati kurmada ve sosyal iletişimde zorlanma gözlenir. Asperger Sendromu hayat boyu devam eden yaygın gelişimsel bir bozukluktur.

Asperger çabuk tanı konulabilen bir rahatsızlık değildir. Birçok çocuğa Tourette Sendromu yada Otizm gibi teshis konulabilir. Teşhisteki bu tür hatalar tedavinin gecikmesine neden olabilir. Asperger Sendromu’nun tedavisinde farklı ilaç ve tekniklerden yararlanılabilir (Haldal, Ritalin). Tek bir yöntem ve tedavi şekli yoktur. Asperger Sendromu’nun teşhisi güç olduğundan toplum Asperger sendromlu çocukların özel eğitim ihtiyaçlarına yeterince duyarlı değildir. 

 

ÖĞRENME BOZUKLUKLARI 

Tanım 

Öğrenme bozukluğu herhangi bir zeka problemi gözlenmeksizin okuma, yazma, konuşma gibi alanlarda yetersizlik ile kendini gösteren bir bozukluk türüdür. Öğrenme bozukluğu daha çok akademik alanda kendini gösterdiğinden zeka geriliği ile karıştırılabilir. Zeka geriliğinde zihinsel işlevlerin birçok alanında normalin dışında bir yetersizlik gözlenirken özel öğrenme bozukluklarında genellikle özel bir alanda zorlanma söz konusudur. Örnek verecek olursak 6 yaş özelliklerine sahip 10 yaşındaki retarde bir çocuğun konuşması zeka kapasitesine uygun olabilmekte, fakat 5. sınıftaki normal IQ’ ya sahip bir çocuğun basit bir cümleyi bile yazabilmekte zorlanması öğrenme bozukluğu olarak adlandırılmaktadır. Klinik tanının dışında öğrenme güçlüğü gösteren çocuklarda aile ve öğretmenlerin tespit ettiği akademik becerilerde genellikle 2 yıllık bir gecikme söz konusudur. Fakat asıl teşhis klinik ortamlarda özel testlerin uygulanması sonucu konur.

 Sınıflandırılması  

Amerikan Psikiyatri Birliği’ nin (DSM 4) yaptığı sınıflandırmaya göre öğrenme bozuklukları iki ana kategori altında toplanmaktadır.  

  1. Gelişimsel konuşma ve dil bozuklukları
    1. Gelişimsel artikülasyon bozukluğu: Bazı harflerin telaffuzundaki yaygın  zorlanma (k yerine t, r yerine y harflerinin kullanımı gibi).
    2. İfade edici dil bozukluğu: Nesneleri farklı kelimelerle ifade etme, cümle kurmada ve kendini ifade etmede zorlanma, sözcük sayısının sınırlı olması gibi belirtilerle kendini gösterir.
    3. Dili algılamada bozukluk: İşitme sorunlarının  olmamasına rağmen dili algılamada ve konuşulanlara cevap vermede bozukluk
  2. Akademik beceri bozuklukları

a.      Okuma bozukluğu (Disleksi): Okuma sırasında kelimelerdeki seslerin ayrılmasında zorlanma, ses ve görüntünün birleştirilmesinde güçlük çekme şeklinde kendini gösterir. Disleksik çocukların yaygın olarak yaptıkları okuma hataları arasında heceleri tersten okuma ( “at” hecesini “ta” şeklinde okuma), bazı kelimeleri atlama yada eksik okuma, harfleri birbirine karıştırma ( c ve ç’ nin, b ve d’ nin karıştırılması), yavaş okuma, okurken yerini kaybetme, kelime içindeki harflerin yerlerini değiştirme sayılabilir.

b.      Yazma bozukluğu: Noktalama, heceleme, sayfa düzeni, gramer gibi konularda belirgin hatalar yapma şeklindeki bozukluktur.

c.      Matematik bozukluğu: Sayıların, sembollerin, kavramlar arası ilişkilerin algılanması düzeyinde görülebilen sorunlar.

 Nedenleri

Öğrenme güçlüğünün nedenleri tam olarak bilinmemektedir. Eldeki bilgiler çerçevesinde sorunun biyolojik kökenli olduğu ve beynin bilgiyi sınıflandıran birleşim alanlarındaki anormalliklerden kaynaklandığı düşünülmektedir. Bunu yanı sıra genetik yatkınlık, hamilelikte annenin sigara ve alkol kullanımı, doğum sırasında kordon dolanması gibi bebeğin  beynine  oksijen gitmesini engelleyen faktörler öğrenme güçlüklerine neden olabilen etkenler arasındadır.

 Eğitim

Gelişimsel konuşma ve dil bozukluğu gösteren çocuklara yaşlarına göre konuşma terapisi uygulanırken, akademik beceri bozukluğu gösteren çocuklarda daha çok akademik ağırlıklı özel eğitim uygulanmaktadır. Bu çocuklarda zeka problemlerinin bulunmaması nedeniyle özel eğitim formel (okul) eğitime ek olarak uygulanmaktadır. Kurumumuzda öğrenme güçlüğü gösteren çocuğun sınıf öğretmeniyle işbirliğine gidilerek, bireye özgü özel eğitim tekniklerini içeren bir eğitim programı oluşturulmakta, akademik eğitimin yanı sıra, okul başarısızlığından kaynaklanan duygusal problemlerin rehabilitasyonuna da önem verilmektedir.

 

DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU 

Tanım 

Halk arasında “aşırı hareketlilik” ve “yaramazlıkla” karıştırılan dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB veya ADHD), yapısal nedenlerden kaynaklanan gelişimsel bir bozukluktur. Bir çocuğa ADHD tanısı koyabilmek için belli kriterlerin karşılanması gerekir:

  • Aşırı hareketlilik: Çocuğun dikkatini belli bir aktiviteye veremeyecek kadar hareketli olması. Bu çocuklar masaya oturma, anlatılan bir hikayeyi sonuna kadar dinleme, başlanılan bir faaliyeti bitirme gibi konularda yaşıtlarından farklı ölçüde zorluk çekerler.
  • Dikkat dağınıklığı
  • Dürtüsellik (sonunu düşünmede eyleme geçme): Çocuğun tehlikenin farkında değilmiş gibi eyleme geçmesidir. Balkondan kendini sarkıtma, arabanın penceresinden sarkma, sosyal ortamlarda kendini frenleyememe, komutlara uymama örnek olarak gösterilebilir.

Bu belirtiler her çocukta aynı oranda görülmediği gibi, yoğunluk dercesine bağlı olarak hiperaktivitenin alt tiplerini oluştururlar.

ADHD, çocuğun kontrol edemediği ve bilinçli olarak sahip olmadığı bir durumdur. Sıklıkla 3-4 yaşları arasında davranış problemleriyle kendini gösterir. Fakat asıl sorun dikkat dağınıklığının sebep olduğu akademik zorlanma nedeniyle okul döneminde ortaya çıkar. Bu yüzden ADHD ve öğrenme güçlüğü yaygın olarak bir arada görülür. 

Nedenleri 

Hiperaktivitenin tam olarak nedeni bilinmemekle beraber, beynin bazı bölgelerindeki (özellikle dikkati düzenleyen alanlar) yapısal sorunlardan kaynaklandığı tespit edilmiştir. Annenin hamilelik döneminde alkol ve madde kullanımı, doğum esnasındaki güçlükler veya genetik geçiş hiperaktiviteye neden olabilmektedir. ADHD, çocuklarda tek başına görülebileceği gibi zeka geriliği ve otizm gibi sorunlarla beraber de görülebilir.  

Eğitim 

Günümüzde Ritalin, Dexedrine ve Cylert gibi ilaçların etkisiyle hiperaktivite büyük ölçüde kontrol altına alınabilmektedir. İlaç tedavisinin dışında hiperaktif çocuklar için kullanılan özel eğitim teknikleri arasında şunlar yer almaktadır:

1. Aşırı hareketliliğin azaltılması için değişik kas ve gevşeme egzersizleri uygulanmaktadır. 

2. Dikkat eksikliğinden kaynaklanan öğrenme güçlükleri için, çocuğun sahip olduğu yaş ve seviyeye göre düzenlenen eğitim programları oluşturulmaktadır. Buna göre okul öncesi dönemdeki çocuklara dikkat artırıcı etkinlikler ve bilişsel eğitim uygulanırken, okul dönemindeki çocuklara akademik destek sağlanmaktadır.     

  1. Dürtüsellikten kaynaklanan davranış problemlerini önlemek için davranışçı terapiden yararlanılmaktadır.

 

DOWN SENDROMU

Tanım 

Down Sendromu, hamilelik sırasındaki fiziksel ve duygusal etmenlerden bağımsız olarak hamilelik öncesi ( sperm ya da yumurtanın oluşumları esnasında) veya hamileliğin başlangıcında ( sperm ve yumurtanın döllenmesi esnasında) ortaya çıkan genetik bir bozukluktur. Down Sendrom’ lu çocukların gen yapısında 46 yerine 47 kromozomları bulunur.

Yapılan araştırmalar ile annenin yaşının ilerlemiş olmasıyla Down Sendromu’ nun ortaya çıkma olasılığının attırdığı bulunmuştur.Babanın yaşının ilerlemiş olmasının Down Sendomu’ nda etkili olup olmadığı kesin olarak belirlenememiştir.

Genetik bilimindeki gelişmeler sayesinde günümüzde hamileliğin erken dönemlerinde uygulanan amniyosentez yöntemiyle fetustan ( bebeği çevreleyen sıvı) hücreler alınarak bebeğin kromozom yapıları saptanmaktadır.Bu uygulama hamileliğin 13. ve 14. haftasından itibaren yapılabilmektedir. 

 Özellikleri 

·        Genellikle kalpte oluşum bozukluklarının bulunması (kalp duvarında delik)

·        Kas tonunun düşüklüğü (kasların gevşekliği)

Bu nedenle bebeklik döneminde görülmesi beklenen  başı dik tutama davranışında, oturmada gecikme gözlenir. Bunlara bağlı olarak emekleme, ayakta durma, yürüme vb. motor hareketlerde gecikme söz konusudur.

·        Gözlerin çekik ve yukarı doğru olması

·        Göz kapağında gözün iç köşesini örten bir kıvrıma sahip olma (Epikantus).

·        Göz bebeklerinde lekeler olabilir (Brushfield lekesi).

·        Genellikle gözde şaşılık

·        Küçük bir kafa ve düz ense

·        Dilde çatlaklar

·        Ağız yapısının küçüklüğü ile beraber kaslarda varolan gevşeklik nedeniyle dilin dışarıda olması

·        Eklemlerde anormal esneklik

·        Kol ve bacakların, boyun kısa olması

·        Deride kuruluk

·        Kulak kepçesinde biçim bozukluğu

·        Serçeparmağın kıvrık ve kısa görünümü

·        Genellikle avuç içinde tek çizgi

·        Enfeksiyonlara karşı açıklık

·        Yaşam becerilerine sahip olabilirler (markete gitme vb.)

·        Özbakım becerilerine sahip olabilirler (kendi başına tuvalete gitme, yemek yeme vb.)

·        İletişim kurmada başarılı oldukları gözlenir. 

Eğitimleri 

Down Sendrom’ lu çocukların sahip oldukları zeka düzeyleri birbirinden farklılık göstermektedir. Genellikle çoğunda Mental Retardasyonun mevcut olduğu gözlenmekle birlikte gelişme kapasitesine sahiptirler. Down Sendrom’ lu her çocuğa özgü olarak hazırlanacak olan eğitim programında aile bireylerinin de bu programa dahil edilmesi unutulmaması gereken en önemli noktalardan birisidir. Bu eğitim programları çocuğun gelişim özelliklerine göre oluşturulur ve yaşamın ilk yıllarından itibaren uygulamaya konur.

Down Sendrom’ lu bireylerin iletişim kurmada başarılı olmaları,sembolik oyun oynayabilmeleri, taklitte başarılı olmaları ve  alıcı dillerinin genellikle iyi düzeyde bulunması gibi özellikleri dikkate alınarak aileyi de içine alan bireyselleştirilmiş  eğitim programı oluşturulmalıdır.

 

 

KEKEMELİK 

Amerikan Psikiyatri Birliği’ nin (DSM 4) yaptığı sınıflandırmada kekemelik, gelişimsel konuşma ve dil bozukluklarının bir alt türü olarak değerlendirilmesine rağmen, gerek toplum içerisinde olan yaygınlığı ve gerekse halk arasında kekemelikle ilgili yanlış bilgilerin çokluğu nedenleriyle biz kekemeliği ayrı bir bölüm olarak işlemeyi uygun gördük.

“Konuşmada akıcılığın bozulması” olarak tabir edilen algı, günlük hayatta belirli şartlar altında herkesin sahip alabileceği bir durumdur. 2 ile 5 yaş arasındaki çocuklarda sıklıkla görülen, yetişkinlerde de zaman zaman ortaya çıkan akıcılık bozulmasında, bütün bir kelimenin veya cümlenin tekrar edilmesi ( ben, ben, ben; şey, şey, şey vb.), kelimeler arasına ara seslerin eklenmesi (ııııı, aaaa vb.) söz konusudur. Bir insanın konuşmasında ortalama %7-10 oranında akıcılık bozulabilir. Bu bozulma %10’ un üzerine çıktığında kekemelik dediğimiz sorunla karşılaşırız. Kekemelikte tekrarlar ve takılmalar küçük çocuklarda ve yetişkinlerde görülen normal akıcılık bozulmalarından farklıdır. Kekeme bir insanın konuşmasında daha çok ses ve hece tekrarları (be-be-be-be-ben vb.),ses uzatmaları (a-a-a-a-a-anladım), tikler, sesin yükseklik ve şiddetinde normalden farklı değişmeler gözlenir.

Kekemeliğin yaygınlık derecesinin toplumda %5 ile %10 oranında olduğu tahmin edilmektedir. Erkek çocuklarında görülme olasılığı kız çocuklarına oranla belirgin bir şekilde yüksektir( yaklaşık 3 katı). Genel kanının aksine kekemelik çocuklarda duygusal yada zihinsel bir problemin belirtisi değildir. Kekeme çocuklar yaşıtlarından daha depresif olmadıkları gibi, zeka seviyelerinde de diğer çocuklardan ayrı bir farklılık gözlenmez. Kesin olmamakla birlikte kekemeliğin ortaya çıkışı daha çok 2 ile 7 arasındaki döneme rastlar. Erken başlanan eğitim ve ailenin yeterince duyarlı olması sonucunda kekemelik yerleşmeden tedavi edilebilir.

Nedenleri

Kekemelik, birçok faktörün etkileşimiyle ortaya çıkan bir iletişim sorunudur. Kekeme çocukların akrabalarında da kekemelikle ilgili sorunların görülmesi, genetik geçişin önemini artırmıştır. Konuşma kaslarının hareketlerinin ayarlanmasındaki güçlükler, dudaklar-dil- çene arasındaki hareketlerin yeterince koordine olmayışı, işitsel geribildirimde bozukluk ve serebral dominans yetersizliği (beynin bir yarıküresinin dil faaliyetlerinde uzmanlaşması yerine her iki yarıkürenin de dil davranışını kontrol etmesi) kekemeliğe neden olan etkenler arasında sayılmaktadır. Stres ve heyecanlanma anında konuşmanın akışında bozukluklar görülebileceğinden aşırı disiplin ve mükemmeliyete önem veren aile ortamları ve okul korkusu gibi strese neden olan durumlarda kekemeliği olumsuz yönde etkileyebilir.

Kekemeliğe neden olan önemli bir diğer faktör de genellikle aile içinde görülen yanlış iletişim özellikleridir. İletişimde yaygın olarak kullanılan ve çoğu zaman farkında olunmayan bu özellikleri sıralayacak olursak;

·        Dinleyicinin kaybı: Çocuk, kendisini dinleyenlerin dikkatini kaybettiğinde duyuluncaya kadar söylediği kelimeleri tekrarlar.

·        Araya girme: Çocuğun konuşmasını bitirmeden cümlesini tamamlamak için araya girilmesi çocuk üzerindeki baskıyı artırır ve kekelemesine neden olabilir.

·        Yarış : Evde konuşması için yeterince süre ve fırsat verilmeyen çocuk, kendisini ifade edebilmek için diğer aile bireyleriyle yarış içine girecek ve kendisini stres altında hissedecektir.

·        Zaman baskısı: Çocuktan çabuk konuşması talep edildiğinde konuşmanın akıcılığında bozulmalar görülebilir. Bu yüzden kekeme çocukların ebeveynlerinin çocukta hızlı konuşmasını istememeleri ve kendileri de sakin ve yavaş bir konuşma şekli seçerek çocuğa örnek olmaları gerekmektedir.

·        Kalabalık ortamda konuşma: Çocuğun başkalarının önünde gereksiz yere konuşmasını beklemek, stresi artıracağından kekelemeye neden olabilir.

·        Heyecanlanma: çocuk heyecanlandığında veya kendini baskı altında hissettiğinde daha çok kekeleyecektir.

Eğitim

Kekeleyen çocuklarda görülen duygusal problemler çoğunlukla kekemeliğin nedeni olmayıp konuşmakta güçlük çeken çocuğun zorlanmasından kaynaklanır. Bu yüzden verilen eğitimin ilk amacı, konuşmanın aslında eğlenceli ve kolay olabileceği izlenimini vermektir. Bunun dışında, çocuğun durumuna göre bireyselleştirilmiş eğitim programı çerçevesinde 4 metot kullanılır.

  1. Kekemeliğin azaltılması: Bu tekniğin amacı çocuktaki kaygıyı azaltarak “düzgün kekelemesini” sağlamaktır. İlk aşamada çocuktan kekelediği her kelimenin sonunda durması ve kelimeyi yeniden tekrar etmesi beklenir. Bundan sonraki hedef, kelimenin takılmadan düzgün bir şekilde yayılarak veya uzatılarak söylenmesidir. Son aşamada çocuk nefes alışını, sesini ve ilgili kaslarını düzenleyerek söyleyeceği kelimeleri önceden ayarlayarak çıkartır.
  2. İşitsel geribildirim gönderme: Konuşmanın kontrollü olarak yapılabilmesi için çeşitli aletler kullanarak çocuğa kendi sesi dinletilir. Bu şekilde verilen geribildirim sonucunda çocuk konuşma hızını yavaşlatacak ve sesinin yüksekliğini ayarlayacaktır.
  3. Kolay başlangıç: Çeşitli teknikler kullanılarak nefes alma, ses ve konuşma için yapılan hareketlerin koordine (uyumlu) hale getirilmesidir.
  4. Edimsel teknikler : Davranışçı model esas alınarak oluşturulmuş bu yöntemde, terapi dikkatle planlanmış küçük adımlar halinde ilerler. Farklı ödül ve ceza yöntemlerinin kullanılması esastır. Örneğin başlangıçta kekelemediği her kelime için çocuk ödüllendirilirken ilerleyen safhalarda ödül için en az beş tane kelimeyi düzgün söylemek beklenebilir.


Kekemelik Konusunda Ailenin Yapması Gerekenler

Kekemeliğin azaltılması konusunda eğitimciyle yapılan çalışmalar her ne kadar büyük bir önem taşısa da asıl görev büyük ölçüde aileye düşmektedir. Aşağıdaki maddelerde kekemeliğin başladığı ilk anlardan itibaren ailenin nasıl bir tavır takınması gerektiği belirlenmiştir:

  1. Çocuğa kekemeliği konusunda baskı yapılmamalıdır. Kekemelik çocuğun kontrol edemediği bir durum olup sizi kızdırmak veya dikkat çekmek için yapılmaz.
  2. “kes şunu”, “biraz daha dikkat et”, “konuşmadan önce düşün” gibi uyarılardan şiddetle kaçının aksi takdirde çocuğu strese sokup daha çok kekelemesine neden olursunuz.
  3. Kekelemeye yeni başlayan çocuklarda çocuğun dikkatini konuşması üzerine çekerek durumun farkına varmasını sağlamayın.
  4. İyi bir dinleyici olun ve çocuğun konuşmasına müdahale etmeyin. Sabırlı davranıp çocuğun konuşmasını bitirmesini bekleyin.
  5. Yavaş ve skin bir konuşma tarzınız olsun. Çocuğunuza model olun.
  6. Çocuğun heyecanlandığı ve strese girdiği durumlarda kekelediğini unutmayıp, kurallarınızda tutarlı ve uyguladığınız disiplinde daha az ısrarcı olun.
  7. Çocuğun heyecanlı olduğu anlarda ondan konuşmasını beklemeyin.
  8. Kekemeliği hakkında çocuğun önünde konuşmayın.
  9. Çocuğunuzun konuşma şekline karşı utanma, ağlama, acıma, hayıflanma gibi aşırı duygusal tepkiler göstermeyin. Kekelemesini “yanlış” olan bir durummuş gibi algılar.
  10. Kekeleyen çocuklarda serebral dominans tam oturmadığından solak çocuklarınızdan sağ ellerini kullanmalarını istemeyin.

 

CEREBRAL PALSY 

Tanım 

Cerebral Palsy vücut hareketlerini ve kas koordinasyonunu etkileyen kronik bir dizi durumu ifade etmek için kullanılan bir terimdir. Fetus’un gelişim döneminde, doğumdan önce, doğum esnasında, doğumdan hemen sonra veya bebeklik döneminde beynin belirli bir yada birkaç bölgesinin tahrip olması sonucu oluşur. “Cerebral” kelimesi beyni, “palsy” kelimesi kas zayıflığını veya kontrol güçlüğünü ifade eder. Cerebral Palsy zamanla ilerlemez fakat bazı ikincil özellikler zamanla düzelebilir, kötüye gidebilir veya aynı düzeyde kalabilir. Cerebral Palsy’ nin tam olarak iyileştirilmesi mümkün değildir fakat eğitim ve terapi bazı işlevlerin gelişimini sağlayabilir. 

Belirtileri 

Cerebral Palsy, başta kas kontrolü ve koordinasyonu olmak üzere motor (hareket) işlevinin tam olarak kontrol edilememesiyle kendini belli eder. Beynin hangi bölgelerinin zarar gördüğüne bağlı olarak aşağıdaki durumlar görülebilir:

·        Kas katılığı veya spazm

·        İstem dışı hareket

·        Yürüme ve hareket etmede güçlük 

Bunlara ek olarak görülebilecek güçlükler:

·        Normalden farklı duyum ve algılama

·        Görme, işitme ve konuşmada güçlük

·        Nöbetler

·        Zeka geriliği (mental retardasyon)

·        Beslenmede güçlükler

·        Böbrek ve barsakların kontrolünde güçlük

·        Dik duruştaki (posture) güçlüklerden kaynaklanan nefes alma ile ilgili problemler

·        Öğrenme güçlükleri

 

Nedenleri 

Beynin normal gelişimini engelleyen bazı faktörler cerebral palsy’ ye neden olur. Fetusun yada yeni doğmuş bebeğin beynine yeteri miktarda oksijen gitmemesi nedenlerden biridir. Plesantanın uterus zarından erken ayrılması, bebeğin anne karnında uygun olmayan pozisyonda durması, doğumun uzun sürmesi beyne yeteri kadar oksijen gitmesini engelleyebilir. Erken doğum, bebeğin düşük kiloda doğması, çocuk ve anne arasındaki Rh faktörü yada A-B-O kan gruplarında görülen kan uyuşmazlığı, annenin hamilelikte kızamıkçık geçirmesi, bebeğin merkezi sinir sisteminin gelişimini etkileyen mikroorganizmalar cerebral palsy için risk faktörleri  arasındadır. Cerebral pasly daha çok anne karnında yada doğum esnasında oluştuğu için congenital ( doğuma ait) cerebral palsy de denir. Daha az görülen bir tipi ise kazanılış cerebral palsy’dir. 2 yaşından önce görülür.araba kazaları, düşme, çocuk istismarı gibi nedenler yüzünden çocuğun kafatasını çarpması sonucu oluşur. 

Alt tipleri 

  • Spastik: Güç hareket etme
  • Athetoid: İstem ve kontrol dışı hareket etme
  • Ataxic: Denge ve derinlik algısında bozulma

 

Engellenmesi Mümkün müdür? 

Evet. Engelleme ihtimali oldukça yüksektir. Hamile kadınlar periyodik olarak Rh faktörü için test edilirler. Eğer Rh negatiflerse  doğumdan sonraki 72 saat içinde yapılan tıbbı müdahale ile bir sonraki doğumda kan uyuşmazlığının olumsuz etkileri ortadan kaldırılabilir. Eğer doğumdan sonra anneye müdahale edilmemişse bebeğe kan nakli yapılarak da cerebral palsy ihtimali engellenebilir. Eğer yeni doğan bir bebekte sarılık varsa hastanede foto terapi uygulanarak tedavi edilebilir. Erken doğumun engellenmesi, hamile kadınların virüs ve diğer enfeksiyonlara ve X ışınlarına maruz kalmalarının engellenmesi, diyabet, kansızlık ve diğer sorunların kontrol edilmesi cerebral palsy için de engelleyici faktörler arasındadır. Özellikle dikkat edilmesi gereken nokta ise hamilelik döneminde annenin dikkatli olması ve bebeğin gelişimini olumsuz etkileyecek her türlü kazadan uzak kalmasıdır. 

Tedavi edilmesi mümkün müdür? 

Hastalığı “kontrol etmek” tedavi etmekten daha doğru bir terimdir. Kontrol etmek demek çocuğun gelişim döneminde potansiyelini maksimum düzeyde kullanabilmesine yardımcı olmaktır. Eğitime çocukta rahatsızlığın tespit edildiği dönemden itibaren başlanmalıdır. Eğitimin yanında bazı ilaçların kullanımı,ameliyat gibi bazı yöntemler de sinir ve kas koordinasyonunu artırmak için kullanılır.

 

FENİLKETANÜRİ (PKU) 

PKU, hayatın ilk haftalarında tedaviye başlanmadığı müddetçe zeka geriliği ve diğer nörolojik problemlerle sonuçlanabilen ender rastlanan ve kalıtımsal bir metabolik rahatsızlıktır. Erken yaştan itibaren katı bir diyet uygulanırsa çocuğun normal bir hayat sürmesi mümkündür (kanda normalden yüksek fenilalanin bulunması tedaviyi gerektirmeyebilir; kanında 6 mg’ den az bulunan çocuklarda diyet gerekmez ve mental retardasyon için risk altında değillerdir). 

Nedeni

Hastalığın nedeni tek bir enzimin bulunmayışıdır (fenilalanin hidroksilaz). Bu enzim normal şartlar altında vücuttaki temel aminoasit olan fenilalanini  bir diğer aminoasit olan tirozine çevirir. Bu çevirimin gerçekleşmemesi sonucunda fenilalanin miktarı artar. Henüz anlaşılamayan bir mekanizmanın etkisiyle fazla miktardaki fenilalanin, merkezi sinir sistemine toksit (zehirli) etki yapar ve PKU dediğimiz rahatsızlığa neden olur. Her çocukta aynı oranda enzim eksikliği yoktur. Bazı çocuklara orta düzeyde bir diyet gerekirken bazılarına ise katı bir diyet programı uygulanabilir. 

Genler 

PKU’ya “autosomal çekinik gen” denilen bir gen neden olur. Buna göre çocuğun PKU’ ya sahip olabilmesi için annenin ve babanın bu genin sessiz taşıyıcıları olması gerekir. Annenin ve babanı her ikisininde taşıyıcı olması durumunda çocuğun PKU olma olasılığı her 4 doğumda birdir (%25). Bu genin taşıyıcılarının toplum içindeki oranı 50 de birdir. Yalnız her iki taşıyıcının bir araya gelme olasılığı 2500 de birdir. Taşıyıcı testleri günümüzde çeşitli PKU tedavi programlarında yapılabilmektedir. 

Erken tanı 

Bebeğe doğar doğmaz teşhisi koymak büyük bir önem taşıdığından birçok hastanede yeni doğanlara PKU testi yapılmaktadır. Bu tarz testlerin uygulanması 1960’ların ortalarında başlamıştır. PKU’nun erken teşhis ve tedavi edilemediği durumlarda çocuklarda zeka geriliği (mental retardasyon) görülebilmektedir.Tedavi edildiği takdirde ise çocuk normal bir hayat sürebilmekte, üniversiteye devam edebilip doktor, mühendis vb. olarak toplum içinde üretken bireyler olarak yaşayabilmektedirler. 

Diyet şekli 

PKU ‘nun ağır seyrettiği durumlarda fenilalanin içeren bütün proteinli ürünlerin tüketilmemesi gerekir. Bu da demektir ki fenilalanin miktarını sınırlandırmak için bütün konsantre protein kaynakları çocuğun diyetinden çıkarılmalıdır. Bazı durumlar haricinde et, balık, süt, yumurta, peynir, dondurma, baklagiller, kuruyemiş, buğday vb. içeren birçok ürün gibi gıdaların tüketilmemesi gereklidir. Diyetten çıkarılan bu ürünleri telafi etmek için bazı sentetik ürünler kullanılır. Yalnız bu ürünler oldukça pahalıdır. Diyete dahil edilen bu ürünler arasında düşük protein içeren bazı özel gıdalar ve önceden tespit edilmiş miktarda meyve, sebze ve bazı tahıl ürünleri yer alır. Bu gıdalar çocuğun tolere edebileceği miktarda fenilalanin içerir.

 

 

 

SAĞLIĞIMIZ VE HASTALIKLARDAN KORUNMA YOLLARI 

Sağlık: Sadece hasta veya sakat olmamak değil bedenen ruhen ve sosyal yönden tam bir iyilik halidir.

Hastalık: Organizma da bir takım değişikliklerin ortaya çıkması sonucu fizyolojik görevlerin yerine getirilememesi ya da ruh sağlığının bozulması durumudur.

Sakatlık: Vücudun duyu organları ya da uzuvlarından birinde kaza veya hastalıklar sonucu meydana gelen fonksiyon kaybıdır.

Sosyal yönden iyilik hali dendiğinde kişinin ailesi, akrabaları, okulu, iş çevresi, meslekdaşları ile olumlu ve yapıcı ilişkiler kurabilmesi ekonomik kazanç elde edebilecek bir iş sahibi olması, uygun şartlarda yaşaması anlaşılır.

Sağlığımızı Etkileyen Faktörler: 

1-Bünyesel Faktörler: Bünyesel faktörler, genetik, metabolik ve hormonal bozuklukları içine alır. Bazı bünyesel özellikler bazı hastalıklara yakalanma riskini artırır.

2-Çevresel Faktörler:

Çevre doğrudan doğruya hastalık sebebi olabileceği gibi bazı hastalıkların oluşmasını kolaylaştırabilir. Yada bazı hastalıkların gidişini ve sonucunu etkileyebilir.

Çevresel Faktörleri Şöyle sıralayabiliriz:

a-Fiziksel Faktörler

İnsan sağlığını etkileyerek hastalıklara yol açar. Sular. Lağım Suları, Pis Sular, Çöpler, İklim Şartları, (havalandırma, ısıtma,aydınlatma gürültü, V.b.) otel, lokanta, havuz gibi genel kullanıma açık yerler fiziki çevreyi oluşturur.

b-Kimyasal Faktörler; kapsamında zehirler kanser yapıcı maddeler, büyük önem taşır, Hazır gıdalarda kullanılan birtakım katkı maddeleri, işyerinde karşılaşılan Benzen, Toluen, Cıva, Siyanür, Arsenik gibi zehirli ve kanser yapıcı maddeler sağlığımızı olumsuz yönde etkilemektedir.

c-Biyolojik Faktörler:Kişinin çevresinde bulunan bütün canlılar ve bu canlılara ait ürünler ürünler biyolojik çevreyi oluşturur. Biyolojik Çevreyi beş ana ögede incelemek mümkündür.

a-Mikroorganizmalar

b-Vektörler

c-Bitkiler

d- Hayvanlar ve İnsanlar

e-Hayvansal ve Bitkisel Besinler.

 

Bütün bu faktörlerin yanında insanların özellikle ruh sağlığını etkileyen :

Huzursuz aile ortamı, olumsuz iş yeri çevre şartları, uyumsuz  komşuluk ilişkileri gibi zorlayıcı faktörler Psikolojik Faktörleri ortaya çıkarır.

Sosyal ve kültürel Çevre de kişilerin sağlığının olumlu ya da olumsız etkileyen faktörler arasındadır. Buna örnek olarak Toplumun çoğunluğunda görülen bağırsak parazitleri hastalık sayılmayabilir. Sosyal, kültürel ve ekonomik yönden yüksek düzeyde kişiler sağlıklarına daha fazla ilgi göstermektedirler. Düşük ekonomik şartlar hastalıkları hazırlayıcı zemin oluşturmaktadır.

Temel Madde Eksiklikleri:

Su ve Yiyeceklerle alınan temel maddelerin eksikliğine bağlı kansızlıklar İyot eksikliğine bağlı Quatr, Çinko eksikliğine bağlı cilt hastalıkları ve gelişme bozuklukları Flörür eksikliğine bağlı diş çürümeleri bunun en güzel örneğidir.   

 Sağlık Hizmetleri ve Yararlanma Yolları:

Genel olarak sağlığın korunması ve hastalıkların tedavisi için yapılan çalışmalara sağlık hizmetleri denir. Sağlık hizmetlerini üç ana grupta sıralayabiliriz.

a-Koruyucu sağlık hizmetleri

b-Tedavi Hizmetleri

c-Rehabilitasyon Hizmetleri

a-Koruyucu Sağlık Hizmetleri:Koruyucu sağlık hizmetleri,kişiye ve çevreye yönelik hizmetler olarak iki ana gruba ayrılır.

Kişiye yönelik hizmetler, bağışıklama, hastalıkların erken tanı ve tedavisi, ilaçla koruma beslenmeyi düzeltme sağlık düzeyini yükseltme, sağlık eğitimi ve aile planlaması hizmetlerinden oluşur. Bu hizmetleri eğitimli sağlık personeli yürütür.

Çevreye yönelik sağlık hizmetleri ise çevrede sağlığı olumsuz yönde etkileyen etmenleri yok ederek yada zararsız hale getirerek çevreyi daha sağlıklı hale getirmeyi amaçlamaktadır. Çevre sağlığı ve besin kontrolü çalışmaları, bu tür hizmetlerdir. Çevreye

yönelik koruyucu hizmetler veterinerlik, mühendislik, çevre sağlığı teknisyenliği gibi meslek gruplarının işbirliğini gerektirir.

b-Tedavi Hizmetleri: Tedavi ilaçla yada diğer tıbbi yöntemlerle hastalıkların iyileştirilmesi çalışmalarına verilen isimdir. Tedaviye yönelik sağlık hizmetleri,birinci,ikinci ve üçüncü basmak olmak üzere üçe ayrılır.

Birinci basamak tedavi hizmetleri, hastaların ilk başvurdukları sağlık kurumlarında ayakta yada evinde uygulanan sağlık hizmetleridir. Bu hizmetler ülkemizde sağlık ocakları ve onlara bağlı sağlık evleri ile hastanelerin poliklinikleri ve muayenehanelerinde uygulanmaktadır. Sağlık ocaklarında hizmet götürülen bölge halkı, gerekirse tek tek taranarak hastalıkların erken tanısı ve tedavisi sağlanır. Hastanelerde tedavisi gerekenler ise hastaneye sevk edilir.

İkinci basamak tedavi hizmetleri, hastanelerde sunulan sağlık hizmetidir. Hastanelerde belli dallarda uzmanlaşmış hekimler çalışır. Bu sebeple hastanelerin etkin hizmet sunabilmesi için hastaların öncelikle birinci basamak hizmeti sunan kuruluşlara başvurması gerekir.

Üçüncü basamak tedavi hizmetleri,en gelişmiş sağlık teknolojisinin kullanıldığı merkezlerde sunulan hizmettir. Ayrıntılı tetkik ve tedavi yöntemlerinin uygulandığı, yüksek teknolojiye sahip üniversite hastaneleri ve özel dal hastaneleri (ruh hastalıkları, verem, kanser v.b.) bu basamağı oluşturur. Üçüncü basamağın etkin hizmet sunabilmesi için basamaklı sağlık sistemine tam uyulması gereklidir. Sağlık hizmetlerinden etkin bir şekilde yararlanmaları için, kişilerin öncelikle birinci basamağa başvurmaları, burada çözümlenmediği takdirde ikinci ve üçüncü basamağa sevk edilmeleri, hastanelerdeki yığılmaları önleyecektir.

c-Rehabilitasyon Hizmetleri:Herhangi bir ilaç kullanımı, kaza veya genetik bir hastalık neticesinde fiziksel yada zihinsel yeteneklerini belli derecelerde kaybetmiş kişilerin yeniden topluma kazandırılma çalışmalarına denir.

Burada amaç. Kişinin mevcut kapasitesini kullanabileceği en yüksek noktaya çıkarmak ve kişiyi çevresine en az bağımlı hale getirmektir.

1Bizde Kurum olarak sizlerin ve bizlerin özel olarak adlandırdığımız yavrularımızın kendi özlerinde bulunan maximum (en yüksek) kapasiteyi ortaya çıkarmak ve anne baba üzerindeki bu ağır yükü hafifletmektir.

Bu bağlamda bizler bu çalışmalar esnasında özellikle çevresel faktörlerden diğer çocuklara göre fazla etkilenen bu yavrularımızın bakımında anne babaların dikkat etmesi gereken konulara değineceğiz.

1- Kişisel Hijyen

a-Kişisel Temizliğin tanımı ve önemi:

 Oldukça geniş kapsamı olan temizliği, sağlığına olumlu katkıda bulunacak biçimde uygulanan her davranıştır.

Pek çok hastalık yetersiz temizlikten kaynaklanır. Özellikle su ve besinlerle bulaşan mikrobik ve paraziter hastalıklar böyledir. Bunlardan korunmanın en kolay ve etkili yolu temizliktir.

                Temizlikte kullanılan iki temel madde su ve sabundur. Bunlar olmadan temizlikten bahsedilemez. Su kaynakları yeterli olan ülkemizde bu imkandan israf etmeden, yeterince yararlanılmalıdır.

b-El ve tırnak temizliği ve bakımı:

Ellerimiz,Vücudun çevre ile en çok temas eden ve en çok kirlenen organıdır. Bu sebeple çevreden ellerle alınan kirler ve çeşitli mikroplar ağıza, göze, deriye, yediğimiz besinlere bulaşabilir. Bu kirlerin ve mikropların uzaklaştırılabilmesi için eller sık sık sabunla köpürtülüp ovulmalı ve bol suyla durulanmalıdır.

c-Yüz boyun ve koltuk altı temizliği:

Yüz boyun ve koltuk altı temizliği sağlığı korumada önemlidir. Her sabah uyanıldığında ve kirli işlerle uğraştıktan sonra yüz ve boyun sabunlanarak yıkanmalıdır. Yüz temizliğine burun ve kulaklarda katılmalıdır. Burun ve kulak içine sert cisimler sokulmamalı, kıllar koparılmamalıdır. Burun temizliği en iyi lavaboda, akan su ile yapılır. Mendil kullanılması gerektiğinde, kağıt mendil tercih etmek daha sağlıklı bir davranıştır.

Koltuk altları çok kirlenen bölgelerdir. Koku oluşmasını, kaşıntı ve tahrişleri önlemek için koltuk altlarının her gün sabunlanıp durulanması ve iyice kurulanması gerekir.

Deodorantlar tek başına temizlik aracı değildirler; geçici olarak kokuyu bastırırlar. Deodorant kullanımı yerine sabunlu su ile temizlik yapılması daha sağlıklı bir davranıştır. Koltuk altı temizliğinin bir aşaması da  bölgedeki kılların uygun yöntemlerle düzenli olarak giderilmesidir.             

d-Saç Temizliği ve Bakımı:

Dış görünümün düzenli ve iyi olabilmesi için saçlar temiz düzgün kesimli ve iyi şekillendirilmiş olmalıdır. Görüş alanını kapatmayan, yüzü terletmeyen modeller tercih edilmelidir. Saçlar haftada enaz iki kez, saç tipine uygun bir şampuanla yıkanmalı ve durulanmalıdır. Kişisel temizlik ve bakım araçları olan tarak, fırça,ve havlular kesinlikle başkaları ile ortak kullanılmamalıdır.

e-Ayak Temizliği:

Bütün gün çorap ve ayakkabı içinde havasız kalan, terleyen ayaklar her gün sabunlanarak yıkanıp ayak havlusu ile kurulanmalıdır. Temizlenip kurulanmadığında ayaklarda bakteri ve mantarlar üreyerek kötü kokulara ve hastalığa sebep olur. Ayaklara giyilen çoraplar terletmeyecek şekilde pamuklu dokumalı olmalı, hergün temizi ile değiştirilmeli veya yıkanıp kurutularak kullanılmalıdır.

            f-Tuvalet alışkanlığı ve temizliği:

Hergün düzenli olarak tuvalete çıkma alışkanlığı sindirim sisteminin düzgün çalıştığının göstergesidir. Her tuvaletten çıkıştan sonra makat çevresi  önden arkaya doğru tuvalet kağıdı ile temizlenip sonrada yıkanarak kurulanmalıdır. Elleri yıkamadan önce kapı kolu, musluk başı v.b. yerlere dokunulmaması, diğer insanlara mikrop bulaştırılmaması için uyulması gereken bir davranıştır. Tuvalet çıkışında eller bol sabunlu su ile ovularak yıkanmalıdır. Tuvalet kullanımından sonra, tuvalete bol su dökülmeli veya sifon çekilmeli, gereğinde fırçalanarak  temizlenmeli, bulaşıcı hastalıkların varlığında antiseptiklerle temizlik sağlanmalıdır.

g-Banyo yapma ve giyecek temizliği:Vücut ısısının düzenlenmesi ve vücuttan atılacak bazı artıkların dışarı atılması işlevini yapısında yer alan damarlar ve ter bezleriyle sağlayan deri, mikroorganizmaların vücuda girişimi önlemekte de önemli rol oynar. Ayrıca ultraviyole ışınlarının etkisiyle D vitamini oluşmasını sağlar.  Bu görevlerin yerine getirilebilmesi, derinin temizliğine ve kan dolaşımının düzenli olmasına bağlıdır. Bu sebeple derideki kirin sık sık uzaklaştırılması gerekir. Bu amaçla sık sık banyo yapılmalıdır.

h- Ağız ve diş sağlığı:

Günümüzde diş ve diş eti hastalıkları bütün dünyada önemli sorun olmaktadır. Çünkü ağız ve diş sağlığı genel sağlığımızla yakından ilgilidir.

                Diş sağlığını korumada en önemli konulardan birisi, yılda en az iki defa diş hekimine muayene olmaktır. Böylece diş sorunları erken dönemde tespit edilir ve büyümeden engellenir. Yemeklerden sonra dişleri tekniğine uygun olarak günde en az iki defa  fırçalamak ve diş ipi kullanmak diş çürüklerini engellemenin en etkili yoludur.

                Diş fırçası ağza uygun büyüklükte ve ağız içinde kolaylıkla hareket ederek tüm yüzeylere ulaşabilecek şekilde olmalıdır. Sapı naylon, kılları ise orta  sertlikte olan fırçalar tercih edilmelidir.

                ı-Spor ve beden eğitimi egzersiz:

 Sağlıklı bir hayat  sürmek, vücudu dinç tutmak ve aktif bir hayat için yeterince spor ve beden eğitimi yapılmalıdır.

 i-Sağlıklı Giyinme:

İnsan vücudunun soğuğa ve iklim şartlarına karşı korunmasız olması sebebiyle giyeceklerimizin mevsime, iklim şartlarına, hava sıcaklığına uygun olması gerekir. Bu tür giyinmeye sağlıklı ( uygun) giyinme denir.

Sağlığa uygun ayakkabı seçiminde bazı kurallara dikkat edilmelidir. Yeni ayakkabı satın alınırken her iki ayakta da denenmeli ve birkaç adım atılmalıdır. Ayak parmakları hareket ettirilerek rahatlığı kontrol edilmeli dar modeller tercih edilmemelidir. Ayakkabının burnu ile başparmak arasında 1-1,5 cm aralık olmalıdır. Ayakkabının burnu uca doğru sivrilmemelidir.

 2-Bağışıklama:

Kişilerin çevrede bulunan bazı mikroorganizmaların veya onların ürünlerinin zararlı etkilerine karşı aşılma yolu ile dirençli kılınmasına Bağışıklama denir.

Bu yolla bazı önemli bulaşıcı hastalıklardan korunmak mümkün olmaktadır. Doğumdan itibaren özellikle bebeklik döneminde devletimizin sunduğu düzenli aşılama programına uyulduğunda bebeklerin bir kısım hastalıklara yakalanma, yakalansa bile ölme ihtimali hemen hemen hiç yoktur. Bebeklerin aşılanmasında anne babaların duyarlı davranmalarının büyük önemi vardır.

AŞI TAKVİMİ

                 Yaş Ay                                                 Aşılar                                                              

                0-3 Aylık                                         B.C.G." Verem Aşısı"
                                                                      B.D.T (I)"Boğmaca-Difteri-Tetanoz"
                                                                     Polio   (I)"Çocuk Felci"

                4 Aylık                                            B.D.T(II)
                5 Aylık                                            B.D.T (III)
                6 Aylık                                                   _
                7 Aylık                                                   _
                8 Aylık                                                   _
                9 Aylık                                            Polio(II)
                                                                      Kızamık (I) (Kızamık geçirmemişlere)
                10Aylık                                                  _
                11Aylık                                     Polio(III) üçyıl aynı şekilde devam (9 defa)
                12Aylık                                                  _
                15-18 Aylık                                     B.D.T(Rapel)
                                                                      T.D.T (I)"Tifo-Difteri-Tetanoz"
                                                                       Ongün sonra
                3 Yaş                                               Tifo-TAB
                4 Yaş                                               TAB( Rapel)
                5 Yaş                                                          _
                6 Yaş                                                 Çiçek (Rapel)
 

 Sağlık ocaklarında devletimizin sunduğu bu rutin aşılama yanın da özel olarak adlandırılan (Engelli) Çocuklarımızın şu aşıları olmasında fayda vardır:

Bir defaya mahsus :Pnomokok Aşısı(Solunum yolları Hastalıklarına karşı)

                                                               Suçiçeği Aşısı

                                                               Hepatit A Aşısı

                                                               M.M.R Aşısı( kızıl, Kızamıkçık, Kabakulak)

                                                               Her yıl Eylül ve Ekim aylarında Grip Aşısı.

                3-Beslenme:

Yeterli Beslenme:Vücudun bütün fonksiyonlarının sağlıklı bir şekilde yapılabilmesi için ihtiyaç duyulan enerjiyi karşılayacak miktarda besin alınmasıdır.

Dengeli beslenme ise enerji ihtiyacı ile beraber vücudun yapım, onarım ve diğer işleri için ihtiyaç duyulan besin maddelerinin dengeli bir şekilde alınmasıdır.

Yetersiz ve dengesiz beslenme, özellikle büyüme ve gelişme çağındaki çocuk ve gençlerde büyüme ve gelişme geriliğine yol açar.  Yetersiz ve dengesiz beslenme, bebeklik döneminde zeka gelişimini engellediği gibi, kızamık, boğmaca, verem ishal gibi hastalıkların ağır seyretmesine ve uzun sürmesine sebep olur. Ayrıca raşitizm, aşırı zayıflık gibi hastalıklarda doğrudan beslenme bozukluğuna bağlıdır.

Şişmanlık;sağlıklı olmanın veya iyi beslenmemenin göstergesi değildir. Tüketilenden çok enerjinin, uzun süre alınması sonucu, boya göre vücut ağırlığının arzu edilenden fazla olmasıdır.

Çocuğun günde alması gereken yiyecekler:

-Süt 2-2,5bardak

-2 kibrit kutusu büyüklüğünde peynir.

-Et, yumurta, kuru baklagiller bir porsiyon

-Ekmek 2-3 dilim makarna, pirinç v.b. bir porsiyon

-1-2 çorba kaşığı şeker.

-1-2 çorba kaşığı yağ.

-Sebzeler 2-3 porsiyon, yarısı yaprak ve sarı sebzeler.

-Meyveler; yarısı turunçgiller 2-3 porsiyon

 

4-Kazalardan Korunma:

Çocukların evde yada dışarıda uğradıkları kazalar hergün biraz daha artmaktadır. Bu durumda ana- babaya çocuklarını kazalardan korumada büyük sorumluklar düşmektedir. Çocuk kazlarının çoğu boğulma, yanma,zehirlenme, yabancı maddelerin yutulması sonucu görülür.  Genellikle oyun çocukları ev kazalarına uğrarlar.  Trafik kazaları okul çocuklarında daha çok karşılaşır.

Çocuklar her zaman ve her yerde korunmalıdır. Özellikle bakım ve eğitim sırasında kazalardan korunma konusu üzerinde önemle durulmalı ve çocuklara iyice öğretilmelidir. Bu nedenle kaçınılması olanaksız kazalar dışında, çocukları tüm kazalara karşı korumadaki sorumluluklar bilinmelidir.

Ev ve Trafik Kazaları:Çocuk kendi başına yürümeye başladığında, ev içi ve çevresi iyice kontrol edilmeli, çocuğun düşüp bir yerini yaralaması yada bir yerini incitmesini önlemek için gereken güvenlik önlemleri alınmalıdır.

Yabancı cisimler:Özellikle süt çocukları ellerine aldıkları her şeyi boğazlarına götürürler. Bunların bir kısmı yutulursa tehlike olmayabilir, dışkıyla birlikte dışarı atılır. Bu cisimlerin yemek yada solunum borusuna sıkışıp kalmaları büyük tehlike oluşturur.

Çocuklar, nohut, boncuk, düğme benzeri cisimleri burun deliklerine kulaklarına sokarlar. Burun ve kulaklardaki cismin çıkarılması sırasında birçok tehlikeli durumlar ortaya çıkabilir. Bu nedenle cisim bir uzman tarafından çıkarılmalıdır.  

 Çocuğun yabancı cisim yutmaması için  devamlı kontrol altında tutulmalıdır. Yutulabilecek küçük oyuncak parçaları, para gibi şeyler ortadan kaldırılmalıdır. Anne -baba, dikiş iğnesi,toplu iğne, raptiye ve benzeri şeyleri ağızlarına alarak kötü örnek olmamalıdır.

İlaç Zehirlenmeleri: Evde kullanılan uyku ilaçları, ağrı kesiciler,Zirai ilaçlar   ve haşere ilaçları temizlikte kullanılan maddeler  küçük çocuklar için zehirleyicidir. Bu ilaç yada maddelerin çocukların ulaşamayacakları yerlerde saklanmaması zehirlenmelerin başlıca nedenidir.

 Zehirlenme olduktan sonra çocuğun ne ile zehirlendiği araştırılmalı Zehirli maddenin mideden  çıkarılmasına çalışılmalıdır. Tuzlu su, süt içirilerek yada parmağı çocuğun boğazına sokarak kusturulmalı zaman kaybetmeden doktora götürülmelidir.

İlaçlar çocukların erişemeyeceği yerlerde bulundurulmalı,içmek için kullanılan meyve suyu,maden suyu, ve benzeri şişelere, temizlik ve diğer ilaçlar konulmamalıdır. İlaçlar ve temizlik ürünleri  kendi kutularında muhafaza edilmelidir.

 Yanıklar:Derinin herhangi bir nedenle yanması çocuğun yaşamı için büyük bir tehlikedir. Çocuk kendisini koruyamadığı için kaynar su, süt ve benzeri şeyler çocuğun üzerine dökülebilir. Bu da yanmalara sebep olur. Kömür, odun sobaları,  ocaklar çocuklar için büyük tehlikedir.

Ecza Dolabı:Her evde küçük bir ecza dolabı bulunmalıdır. Ya da uygun bir dolabın bir gözü  ilaçlara ayrılmalıdır. Ecza dolabının çocukların yetişemeyeceği bir yere konması yada kilitli tutulmasına dikkat edilmelidir. Ecza dolabı soba, kalorifer gibi yerlere yakın bir şekilde asılmamalıdır. Ecza dolabında ilaçlar düzenli bir şekilde bulundurulmalıdır. Devamlı kontrol edilmelidir. Etiketi olmayan ve süresi dolmuş ilaçlar ecza dolabından çıkarılıp atılmalıdır.

 

 

Ecza dolabının iç kısmına, doktor cankurtaran, hastane telefon numaraları yazılmalıdır.

Ecza dolabında makas, termometre,pens gibi aletler, sargı bezleri,burun kulak, göz damlaları ateş düşürücü fitiller, tentürdiyot, oksijen alkol, viks aspirin, ve benzeri ilaçlar her zaman bulundurulmalıdır.

 

                                                                              Uzm.Murat KONAN

                                                Sosyal Hizmet Ve Halk Sağlığı Uzmanı

  

 

 

© 2005 DİYALOG DANIŞMANLIK MERKEZİ         Tüm Hakları Saklıdır.